Blog
Buradasınız: Anasayfa / Blog
Blog
Son yayınladığımız haber, duyuru ve içeriklerimize göz atın.
MAĞDURENİN YAŞI KONUSUNDA HATAYA DÜŞME- MAĞDURENİN YAŞINI FACEBOOK ADRESİNDE 5 YAŞ BÜYÜK GÖSTERMESİ HALİNDE SANIK İLGİLİ SUÇTAN SORUMLU MUDUR?
Yargılamanın tüm aşamalarında sanığın mağdurenin kendisine yaşının büyük olduğunu söylediğine, aslında küçük olduğunu bilmediğine yönelik savunmaları ile bu savunmayı doğrular nitelikteki mağdurenin beyanları, facebook isimli sosyal medya hesabından mağdurenin sanığa gönderdiği istek üzerine tanışmaları ve mağdurenin dosyada yer alan facebook hesabına ilişkin evrakta doğum tarihini kayıtlı yaşında yaklaşık beş yaş büyük olarak yazdığının anlaşılması, İlk Derece Mahkemesinin mağdurenin görünüş itibariyle suç tarihinde on beş yaşından küçük olduğu yönünde kesin bir gözlemde bulunulamayacağına yönelik tespiti, mağdurece de kabul edilen mesaj kayıtlarından sanığa yaşını büyük söylediğinin, yaşının küçük olduğunun ise sanık tarafından ancak olaydan sonra öğrenildiğinin anlaşılması, mağdurenin dosyada yer alan fotoğrafları ve kamerayla kayda alınan beyan görüntüsü ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, İlk Derece Mahkemesince olayda 5237 sayılı Kanun'un 30/1. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması karşısında, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
CİNSEL SUÇLARDA MAĞDURENİN SOYUT BEYANI HARİCİ BAŞKA BİR DELİL BULUNMAMASI, SANIK İLE MAĞDURENİN HUSUMETLİ OLMASI VE OLAY YERİNDE SANIK İLE MAĞDURENİN YALNIZ OLMAMASI HALİNDE SANIĞA VERİLMESİ GEREKEN HÜKÜM NEDİR?
Olayın intikal şekli ve zamanı, savunma, tanık anlatımları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair katılan mağdurenin aşamalardaki soyut beyanları dışında her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ MAHKUMİYET HÜKMÜNE İSTİNADEN DURUŞMA AÇMADAN SANIĞIN BERAATİNE KARAR VEREBİLİR Mİ?
2. İlk Derece Mahkemesince sanığın katılan mağdura yönelik atılı suçtan mahkumiyetine dair hükümle ilgili istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince sanığın müsnet suçu işleyip işlemediği hususunda yapılacak değerlendirmenin delil takdirine ilişkin olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 303/1-a maddesi kapsamına girmediği ve bu husustaki değerlendirmenin aynı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeden dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde atılı suçtan mahkumiyet hükmünün kaldırılıp sanık hakkında beraat kararı verilerek istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
CEZA YARGILAMASINDA SANIĞIN DA BULUNDUĞU DURUŞMADA SON SÖZ VE ESAS HAKKINDAKİ MÜTAALAYA KARŞI SANIĞA SON SÖZ HAKKI VERİLMEMESİ DURUMU BOZMA SEBEBİ MİDİR?
5271 sayılı Kanun'un delillerin tartışılması başlıklı 216/1. maddesinin “Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.” ve ikinci fıkrasının “Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.”, üçüncü fıkrasında "Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir." şeklindeki hükmü ile yargılama sırasında ortaya konulan delillerin tartışılmasında davanın taraflarına hangi sıra ile söz verileceği ve davanın taraflarının birbirlerinin açıklamalarına karşı cevap verme haklarının bulunduğu, hükümden önce son sözün sanığa verileceği hususları düzenlenmiş olup, iddia ve savunma hakkı açısından yargılamanın anılan maddeye uygun şekilde sürdürülüp bitirilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; hükmün tefhim edildiği 05.12.2024 tarihli oturumda, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki mütalaasına karşı hazır bulunduğu belirtilen sanığın beyanı alınmadan ve aynı zamanda sanığa son söz hakkı tanınmadan yargılamanın bitirilip hüküm kurulması suretiyle, 5271 sayılı Kanun'un 216. maddesine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması, hukuka aykırı bulunmuştur.
İŞÇİNİN DİĞER İŞÇİLERE AİT BİLGİSAYARINDAN E-POSTA ŞİFRELERİNİ ÖĞRENMESİ VE AÇIP OKUMASI- SAVUNMASI İSTENİNCE EMEKLİLİK NEDENİYLE İSTİFA ETMESİ HALİNDE KIDEME HAK KAZANIR MI?
Dosyadaki bilgi, belge, tanık anlatımları ve bilhassa davacı işçinin feshe konu eylemi nedeniyle alınan 08.03.2013 tarihli savunma yazısından; işyeri personelinin bilgileri ve rızaları dışında şifrelerini ele geçirip yazışmalarını okuduğu sabittir. Davacı bu soruşturmanın başlatılmasını müteakiben 11.03.2013 tarihinde SGK Başkanlığı’na başvuruda bulunmuştur. Dosyadaki mevcut delil durumu itibariyle davacının bu başvurusu ve buna bağlı iddiası hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olup, hukuk düzenince korunmaması gereklidir. Davalı işveren davacının iş sözleşmesini doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları nedeniyle haklı olarak feshetmiş olup, bu nedenle kıdem tazminatı talebininde reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kıdem tazminatının kabulü isabetsizdir.
ŞİRKETTE GENEL MÜDÜR OLARAK ÇALIŞAN KİŞİ LEHİNE FAZLA MESAİ VEYAHUT HAFTA TATİLİ ALACAĞINA HÜKMEDİLİR Mİ?
Somut uyuşmazlıkta davacının çalıştığı süre boyunca genel müdür olarak görev yaptığı, kendisine emir ve talimat veren bir kişinin bulunmadığı, çalışma düzenini kendisinin belirlediği gözetilerek fazla çalışma ücreti alacağının reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki ... bayram ve genel tatil ile hafta tatili günlerinin dinlenme hakkına ilişkin olduğu, işçinin ücretinin yüksek olması veya çalışma saatlerini kendisinin belirlemesinin dinlenme hakkının kullanımına engel teşkil etmeyeceği düşünülmeksizin ... bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti taleplerinin de reddine karar verilmesi isabetli değildir. Söz konusu alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığının tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre değerlendirilip yapılacak değerlendirmenin sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VELAYET DAVASINDA DAVA AŞAMASINDA ORTAYA ÇIKAN DURUMLAR DA MAHKEMECE GÖZÖNÜNDE TUTULMALI MIDIR?
Velâyet kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle, yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir.
KADINA EKONOMİK ŞİDDET UYGULANMASI MANEVİ TAZMİNATI GEREKTİRİR Mİ?
2.Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusur durumuna göre davalı erkeğin ekonomik şiddeti eşi ve çocukları açısından psikolojik baskı oluşturduğu sabittir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat isteyebileceği düzenlemesi yer almaktadır. Davalı erkeğin ekonomik şiddeti kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmektedir. Bu itibarla, kadının manevî tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SADAKATSİZ DAVRANAN VE ORTAK ÇOCUKLARA ŞİDDET UYGULAYAN BİRLİK GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEYEN KADINA KARŞILIK ERKEĞİN EŞİNİ DARP ETMESİ- AĞIR KUSUR KİMDEDİR?
Somut olayda İlk Derece Mahkemesince her ne kadar davacı birleşen dosya davalısı erkeğin eşine şiddet uyguladığı, davalı birleşen dosya davacısı kadının ise sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu suretle birliğin sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın da kabulü ile boşanma ve fer'îlere karar verilmiş ise de davacı birleşen dosya davalısı erkeğin dava dilekçesinde, kadının çocuklara fiziksel şiddet uygulama ve evlilik birliğinin yüklediği görevleri yerine getirmeme vakıalarına dayandığı, dinlenen tanıklardan ortak çocuk....'nin beyanlarından da davalı birleşen dosya davacısı kadının çocuklara fiziksel şiddet uyguladığı, ev hanımı olan davalının temizlik, yemek gibi ev işlerini yapmamak suretiyle birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşıldığından bu vakaların da kadına ayrıca kusur olarak yüklenmesi gerekmektedir. Bu durumda boşanmaya sebebiyet veren olaylarda sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan, ortak çocuklara fiziksel şiddet uygulayan, birlik görevlerini yerine getirmeyen kadının, eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KADININ SİGORTA GİRİŞİ YAPILMAMIŞ OLSA DA ERKEK TARAFINDAN ÇALIŞTIĞI İŞYERİNİN ADININ VE FOTOĞRAFININ DOSYAYA SUNULMASI HALİ?
Davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından kadının, ismini de bildirdikleri bir şirkette çalıştığı ileri sürülerek buna ilişkin fotoğrafı da ekledikleri anlaşılmakla; Mahkemece yeniden usulünce tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının SGK kayıtları da dikkate alınarak etraflıca araştırılarak, kadının sürekli ve düzenli bir işte çalışıp çalışmadığının, çalıştığının tespit edilmesi halinde, çalışması karşılığında elde ettiği gelirin düzenli ve sürekli olup olmadığının, tarafların gelir durumlarının birbirlerine yakın veya denk olup olmadığının araştırılarak sonuca göre kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
YOKSULLUK NAFAKASI TOPLU OLARAK TEK SEFERDE ÖDENEBİLİR Mİ? ŞARTLARI NELERDİR?
2.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince yoksulluk nafakasının, toptan veya durumun gereklerine göre aylık irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Yoksulluk nafakasının toptan ya da irat biçiminde ödenebilmesine karar verilebilmesi için, kusurun niteliği, evliliğin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile ödeme gücü ve isteklerinin göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. Somut olayda tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evliliğin süresi ve ortak çocuklarının bulunmayışı, kadının yaşı, çalışmaya engel halinin olmaması, yeniden evlenebilme şansı ile hakkaniyet ilkesi gereğince kadın yararına toptan yoksulluk nafakası verilmesi hususu da göz önüne alınarak bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şeklide karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARINI İSTİNAF ETMEYEN TARAFIN SONRASINDA TEMYİZ HAKKI VAR MIDIR?
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) öngördüğü yargılama sistemine göre ilk derece mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, başvuran tarafın istinaf başvurusunun usulden ya da esastan reddine karar verilebilir veya ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir. Bu durumda bölge adliye mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulması hâlinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır. Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi hâlinde bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup bu hâlde ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır.
Hukuki Yardım ve Danışmanlık İçin Bize Ulaşabilirsiniz | 0544 324 16 34 |

WhatsApp İletişim

0544 324 16 34